23 Nisan 2016 Cumartesi

Ayasofya'nın 1500 Yıllık Tarihi

Hagia Sophia Or Ayasofya Istanbul


Günümüzde müze olarak hizmet veren Ayasofya, hem tarihi hem de mimarisi ile insanlık tarihinde çok özel bir yere sahip bir yapıdır.

1500 yıl boyunca iki büyük imparatorluğun göz bebeği olmuş bir yapından bahsediyoruz.

Bizans İmparatoru Justinian'ın yaptırdığı Ayasofya'ya 900 yıldan uzun bir süre Konsantinopolis halkı, büyük hayranlık beslemiş. Öyle ki, yapı efsanelere konu olmuş.

İstanbul'un fethinden sonra ise, Osmanlı sultanları da aynı şekilde ayasofya'ya büyük önem atfetmişler ve saygı göstermişler. öyle ki, dört osmanlı sultanı bu yüce mabedin önüne gömülmeyi vasiyet etmiş.



Özellikle Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu, II.Selim'in, kendi adına yaptırdığı Selimiye gibi bir camisi varken Ayasofya'ya gömülmek istemesi pek ilginçtir. Böyle bir vasiyeti olsa gerek. Zira Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, II.Bayezid, Sulltan Ahmed gibi kendi camisini inşa ettiren sultanlar hep kendi camilerinin bahçesine gömülmüştür.

Ayasofya, Osmanlı döneminde bir çok tadilat geçirmiş. hatta bazı restorasyon işleri meşhur üstad Mimar Sinan'ın elinden geçmiş.

Tarihte bilinen tüm kubbeli yapılar içinde ayrı bir yere sahip olan Ayasofya, inşa edildiği 537 yılından, neredeyse bin yıl sonrasına kadar dünyanın en büyük mabedi olarak kalmış. (Aziz Petrus Bazilikası'na kadar)



Akla dimağa sığmayacak kadar derin bir tarihi var bu güzel tapınağın. hem kilise, hem cami olarak hizmet etmiş ve artık emeklilik günlerini yaşıyor. İki önemli kültürü de harika bir şekilde yansıtan, iki semavi dinin ortak simgesi ve bu açıdan türünün tek örneği Ayasofya'dır.

Ayasofya Mimarisi ve Tarihi bugün bile insanlığı büyülemeye ve binlerce kilometre öteden kendine çekmeye devam etmektedir.

Sultanahmet bölgesinin tüm müzeleri arasında Ayasofya birinci sıradadır. Yılda ortalama 3 milyon ziyaretçi ile rekoru Türkiye'de başka bir müzeye bırakmaz. İkinci sırada ise Topkapı Sarayı vardır.

Ayasofya'yı ziyaret ederken bir müzekart edinmenizi öneririm. Bir sene içinde müzelere sınırsız giriş için müzekart 50 liraya satılıyor. Müze giriş bileti ise bir seferlik 40 TL. Oldukça turistik bir fiyat. Bu yüzden müzekart artık şart diyebiliriz.

21 Nisan 2016 Perşembe

Bizans İmparatorluğu Nasıl Kuruldu?

Bizans Nasıl Kuruldu?

İmparatoru Büyük Konstantin, Roma İmparatorluğu'nun başkenti olan Roma'nın barbar istilalarına karşı zayıf ve savunmasız olduğuna karar verdi ve akabinde imparatorluğun merkezini doğu vilayetlerine taşımaya karar verdi.

Bu amaçla küçük bir Yunan şehir devletini (Byzantion - Byzantium) gözüne kestiren Konstantin, büyük bir yeniden inşa işine girişip, bu küçük yunan kentini, dev bir imparatorluk başkentine (Roma'nın dengi) dönüştürdü. bu şehir şu adla anılmaya başlandı: Konstantinopolis, yani Konstantin'in şehri.

İmparator Theodosius’un Roma İmparatorluğu'nu, oğulları Honorius (batı roma) ve Arkadius (doğu roma) arasında pay etmesi ile Konstantinopolis şehri (Bugünkü İstanbul), Doğu Roma’nın başkenti oldu. (M.S. 395)

Batı Roma 476’da, got istilası ile nihai olarak yok olduğunda, Doğu Roma ve Konstantinopolis, ekonomik ve siyasi olarak büyük canlılık gösteriyordu. Bunun sebebi de, Doğu eyaletlerinin barbar istilalarından Batı kadar etkilenmemiş olması ve Antik Yunan (helenistik) medeniyetinden aldıkları siyasal ve kültürel mirası halen koruyor olmasıydı.

Roma İmparatorluğu'nun İkiye Bölünmesi

Aslında bu olaylar İmparator Konstantin'in 150 yıl önce öngördüğü barbar istilasıdır.  Konsantin'in merkezi Doğu'ya taşımasının başlıca sebebidir. Bu dehası sebebiyle, Bizanslılar onu ilk imparator ve ataları olarak kabul etmişlerdir. Tabi bir diğer sebebi de, hristiyanlığı kabul eden ve siyasal/sosyal temellerini inşa eden imparator olması da olabilir.

Bizans'ta işlenen toprak üstüne konulan yüksek vergilendirme sebebi ile işçiler ve çiftçiler büyük toprak sahiplerine sığınmış ve derebeylik denilen ortaçağ usülü toprak rejimine yol açmışlardır.  Bu sebeple İstanbul'un fethedilmesi, bazı kaynaklarda, derebeylik rejiminin sonu ve Ortaçağ'ın bitişi olarak kabul edilir.

Neden Bizans İsmi Verildi? 

Bizans ismi, Doğu Roma’ya yakın çağda tarihçiler tarafından verilmiş bir isimdir. İstanbul’un ilk adı olan Byzantium (Türkçe kaynaklarda sıkça Byzantion olarak geçer) adından türetilmiştir.

Oysa Bizans'ın İmparatorları kendilerini Antik çağlardaki Roma İmparatorluğu’nun mirasçısı olarak görmüş ve kendilerini Sezar olarak adlandırmışlardır. İstanbul'un Bizans asıllı tebaası ise günümüze kadar gelen bir deyim ile Romalı anlamında"Rum" olarak adlandırılırlar.

Bizans İmparatorluğu Tarihi oldukça ilgi çekici bir konudur. Taht kavgaları ve karışıklıklar ile günümüzün meşhur dizisi Taht Oyunları'nı aratmayan bir tarihi vardır.

15 Nisan 2016 Cuma

İstanbul Balat Semti Tarihi Ve Bugünü

İstanbul Balat Semti 

Balat Semti, tarihte Osmanlı İstanbulu'nun Musevi Cemaatinin ağırlıkta olduğu bir bölgeydi. Rum tebaanın yaşadığı komşu semt Fener ile birlikte dikkate değer bir tarihi güzelliği ve mimari mirası vardır.

Bu bölgenin esas yerleşimcileri olan Rum ve Musevi yurttaşların Fener ve Balat'ı terk etmesi ve Beşitkaş, Beyoğlu, Şişli, Boğaz Kıyısı, Adalar gibi kentin daha modern yerleşim bölgelerine taşınması ile Balat ve Fener mozaik yapısını kaybetmiştir. Bunda Osmanlı'nın geç döneminde kent sanayisinin bu bölgeye taşınmasının da payı büyüktür.

İstanbul Balat Semti renkli, güzel evleri ile fotoğrafçılar için çekim noktasıdır.
Son dönem Osmanlı'sı sanayisi ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi yol çalışmaları ile tarihi dokusundan çok şey yitiren Balat, bunlara rağmen çok ilgi çekici bir tarihi semttir..

Tarihi İstanbul Yarımada'sının en iyi korunmuş semtlerinden olan Fener ve Balat bölgesine sıklıkla kültür ve fotoğraf turları düzenlenir.

Son on yılda şehirdeki kentsel dönüşüm içerisinde, çokça tarihi ev yenilenmiş ve eski görüntüsüne kavuşmuştur. Kültür & sanat ve yaşam kalitesi anlamında da bir iade-i itibar söz konusu diyebiliriz. Keyifli cafeler ve lezzetli restoranlar açılmış ve İstanbul Balat Semti görüntüsü ile parıldamaya başlamıştır.

İstanbul Fener Semti Tarihi

İstanbul Fener Semti

Fener, şehr-i İstanbul'un en eski ve köklü tarihe sahip bölümlerinden biridir. Osmanlı dönemi İstanbul'unda (Dersaadet) Bizans İmp. döneminden şehirde kalan Rum (Romalı, Bizanslı anlamında) yurttaşlar bu semtte yaşardı.

Fener'in sevimli çocukları, fotoğraflarını çekmeden dönen azdır.

Fatih Sultan Mehmet, Konstantinopolis'in fethinden sonra çok zekice bir hamle ile istanbul'un Rum Ortodoks zümresini şehre geri çağırmış, Yayınladığı bir fermanla onların canını, mülkünü kendi korumasına almıştır. Şehrin bin yıllık Bizans ahalisinin, Osmanlı dönemi İstanbulu'nda ekonomisiye, ticarete ve sanata fayda sağlayacağını bilen Sultan, Rum halkının İstanbul Fener Semti'ne yerleşmesine ön ayak olmuştur.

Osmanlı'nın 1453'ten itibaren yüzyıllarca Fener'de yaşayan Rum tebaası, Osmanlı Sarayı'nda bürokrat veya tercüman  olarak görev almış ve hatta bazı balkan vilayetlerine vali (voyvoda) olarak atanmışlardır. Dimitri Kantemir bunların en önemlilerinden biridir.

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi ve içindeki enfes Aya Yorgi kilisesi, Rum Erkek Lisesi (kırmızı lise) de bu semtte görülebilecek yerler arasındadır. Aya Yorgi Kilisesi, muhteşem altın rengi varaklı altarı ile, görülmeye değer bir hazinedir. Şehrin sapa bir yerinde kaldığı için, Fener'i fotoğraf çekmek amacıyla ziyaret edenler bile bazen bu güzel mekanı gözden kaçırabilir.

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi içindeki Aya Yorgi Kilisesi

Kırmızı Lise'nin hemen yanında bulunan, Moğolların Meryemi kilisesi, İstanbul'da camiye dönüştürülmeden günümüze kadar kilise işlevini sürdüren en eski Bizans yapısıdır. Kilisenin asla camiye çevrilmeyeceği, Fatih Sultan Mehmet tarafından yazılan bir ferman ile garanti altına alan alınmıştır,  Söz konusu ferman günümüzde kilisenin duvarında çerçeveli bir biçimde asılı durmaktadır.